11 Haziran 2012 Pazartesi

Alışveriş Bağımlılığı Hayatları Altüst Ediyor


Alışveriş Bağımlılığı Hayatları Altüst Ediyor

Uzmanlar, alışveriş hastalığının giderek daha yaygın görüldüğünü söylüyor. Duydukları öfke, huzursuzluk, yalnızlık, hayal kırıklığı gibi duyguları alışveriş yaparak atmaya çalışanlar, tıpkı bir kumar bağımlısının yaşadıklarını hissediyor. Kadınlar giyim-kuşam, erkekler ise daha çok elektronik eşya alıyor.

'Parası yeterli mi, kredi kartını ödeyebilecek mi, aynı ayakkabıdan 12 tane almasına ya da aynı marka ürünün tüm renklerine ihtiyacı var mı? '... Alışveriş hastaları maalesef bu soruların hiçbirine cevap aramıyor. Bir kıyafet için kredi kartından 20 bin lira çektiren alışveriş bağımlısı A.K., bu hastalıktan kurtulmak için arkadaş çevresini değiştirdiğini anlatıyor. 'Alışveriş yapabilmek için kumara başvuran birçok arkadaşım vardı. ' diyor. Özgüven duygusunu tatmin etmek için pahalı markalardan alışveriş yapmayı bir mecburiyet gibi algıladığını söyleyen A.K., gördüğü tedavinin ardından normale döndüğünü belirtiyor. O dönemdeki ruh halini ise şöyle özetliyor: 'Annemin, babamın kartını alıp alışveriş yapıyordum. Düşünmüyordum bir kıyafete 20 bin lira verilir mi verilmez mi? Tek isteğim içimdeki boşluğu doldurmaktı. Pahalı bir şey almazsam kendimi ezik hissediyordum. ' 

Uzmanlar, alışveriş hastalarını tıpkı uyuşturucu, alkol ve sigara bağımlıları gibi değerlendiriyor. Aile danışmanı Fatma Taş, evli bir beyin eşinin durumunu görmesi için kendisini evine çağırdığında gördüğü manzara karşısında hayrete düştüğünü ifade ediyor: 'Evin tabanından tavanına kadar her yer kutularla doluydu. ' Psikolog Mehtap Kayaoğlu, alışveriş bağımlılığındaki artışa dikkat çekiyor: '4-5 yıl öncesine kadar bize danışan 10 kişiden biri alışveriş bağımlısıydı, şimdi bu rakamın 6 kat arttığını görüyoruz. ' 'Kredi kartının yaygınlaşması ve yoğun reklam çalışmaları alışveriş bağımlılığını artırdı. 'diyen Prof. Dr. Kemal Sayar ise bu hastalığın en büyük sebebinin manevi değerlerin yitirilmesi olduğunu vurguluyor. 

Bazı insanlar için alışveriş yapmak; dertlerden kurtulmak, yalnızlığını gidermek, sıkıntılarını aldıklarıyla telafi etmek anlamına geliyor. Alışveriş çılgınlığı önü alınamadığında, maddi ve manevi yaralara yolaçıyor. Alışverişe çıkmak, alışverişkolikler için ihtiyacını almaktan öte bir şey. Alışveriş hastaları genelde, 'Param yeter mi, kredi kartımın limiti var mı, aynı ayakkabının farklı renklerini almam gerekir mi, aynı marka elektronik ürünün tüm versiyonlarına ihtiyacım sözkonusu mu? ' diye düşünmez. Uzmanlar alışveriş bağımlılığını uyuşturucu, alkol, sigara bağımlılığı gibi değerlendiriyor. 

Bir kıyafet için kredi kartından 20 bin lira çektiren alışveriş bağımlısı A.K., arkadaşlarının da alışveriş bağımlısı olduğunu söylüyor. Alışveriş bağımlılığından kurtulmak için arkadaş çevresini değiştirdiğini belirten A.K., bazı arkadaşlarının alışveriş yapmak için kumara bile başvurduğunu aktarıyor. Özgüven için pahalı markalardan alışveriş yapmayı bir mecburiyet gibi algıladığını söyleyen A.K., tedavinin ardından şimdi alışveriş bağımlılığından kurtulmuş durumda. 

ALIŞVERİŞ HASTALIĞI NEDİR? 

Psikolog Fazilet Seyidoğlu, alışveriş hastalığını; zihinsel ve duygusal zorluklar yaşayan kişinin (korku, endişe, öfke, hayal kırıklığı, yalnızlık) kendini kontrol edememesi, dürtüsel olarak gelen bir şeyler satın alma isteğine karşı koyamaması ve ihtiyacı olmadığı halde çok sayıda kendini çekici, güçlü ya da güvenli halde düşündüğü eşyaları satın alması şeklinde açıklıyor. Kişi alışverişi yaptığı anda rahatlama, haz alma sonrasında ise depresif duyguların önde olduğu pişmanlık, suçlulukla birlikte kendine öfke hisseder. Seyidoğlu, bunun psikiyatrik ciddi bir rahatsızlık olduğunu belirtiyor. 

Psikolog Mehtap Kayaoğlu, alışveriş bağımlılığının 4-5 yıl öncesinde, kendilerine danışan on kişiden birinde görülürken son zamanlarda her on kişiden altısında rastladıklarına dikkat çekiyor. Şiddetli geçimsizlik sebebiyle aile danışmanlarına başvuran çiftlerin çoğunda alışveriş bağımlılığını saptadıklarına dikkat çeken aile danışmanı Fatma Taş ise evli bir beyin, eşinin alışveriş bağımlısı olduğunu söylerken durumu daha iyi anlaması için kendisini evine çağırdığını aktarıyor. Fatma Taş, hastasının evinde gördüğü manzarayı şu sözlerle anlatıyor: 'Eve gittiğimde gözlerime inanamadım. Evin tabanından tavanına kadar her yer kutularla doluydu. O kadar çok alışveriş yapmıştı ki aldıklarını eve sığdırmak için bir kutuya koyup yığmış. Ama yine de evin içine yürüyecek yer kalmamıştı. Kutuları eve gelen misafirlere içini açıp bakmadan hediye ediyormuş. Merak ettim kutulardan birini açıp baktım. İçinde çatal, bıçak, bardak türü şeyler ve kutuların hepsinin içinde aynı şeyler. ' 

Alışveriş bağımlılığının çözümü kanaattir 

'Kredi kartının yaygınlaşması ve dev reklam şirketlerinin yoğun çalışmaları nedeniyle son zamanlarda alışveriş bağımlılığında artış gözlenir oldu. ' diyen Prof. Dr. Kemal Sayar da, alışveriş bağımlılığının en büyük etkeninin manevî değerlerin yitirilmesinden kaynaklandığını vurguluyor. İnsanların yitirilen değerlerin yerini bir şeyler alarak doldurmaya çalıştığına dikkat çeken Sayar, 'Çözüm için tek kelime, kanaat yeter diyorum. Bizi insan kılan değer ele geçirmek değil, ele geçirmeyi reddetmektir. ' ifadelerini kullanıyor. 

Kur'an-ı Kerim'de düşünmeden, ihtiyaç duyulmadan yapılan harcamaların israf olarak nitelendirildiğini vurgulayan Prof. Dr. Suat Yıldırım ise bu tür harcamaları Kur'an-ı Kerim'de Allah (cc)'ın şiddetle yasakladığını aktarıyor. Efendimiz'in (sas) kanaatkar yaşamını örnek veren Prof. Dr. Yıldırım, 'Alışveriş insan da bağımlılık haline gelince, gayrimeşru yollara başvurur. Bu en tehlikelisidir. ' diyerek uyarıda bulunuyor. Suat Yıldırım şu bilgileri verdi: 'Mal insanın mülkü değildir, insan emanetçidir. İsraf, nimete şükürsüzlük, emanete hiyanet, nimetin sahibi Allah'a hürmetsizliktir. Kur'an-ı Kerim insanın israf ve cimrilikten uzak, denge insanı olmasını ister. ' 

SATIN ALARAK RAHATLIYORLAR 
İleri düzeyde alışveriş bağımlısı olmuş bazı danışanların, alışverişi hayatının merkezine oturttuğunu, eşini ve çocuklarını ihmal edip hayatını esir aldığını söyleyen psikolog Mehtap Kayaoğlu, alışveriş bağımlısının bir şey almaya parası olmasa bile vitrinlerin başından ayrılamadığını ifade ediyor. Uzman psikiyatr Barış Önen Ünsalver de, alışveriş bağımlısı bir danışanının yaptığı borçları ödemek için kumara bile başvurduğunu anlatıyor. 

Alışverişi en çok kredi kartları tetikliyor
 

Uzmanlar, kredi kartı almanın ve kullanmanın kolaylaşmasının alışveriş hastalığını tetiklediğini düşünüyor. İnsanlar, kredi kartları sayesinde olmayan paralarını da harcayarak büyük bir yükün altına girebiliyor. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun açıkladığı verilere göre bireysel kredi kartı harcamaları 2011 yılı sonuna göre yüzde 6,2, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 29,7 oranında artış gösterdi. 

Erkekler elektronik eşya bağımlısı
 

Genelde erkek danışanları arasında alışveriş bağımlısı olanların elektronik aletlere daha çok ilgi gösterdiğini söyleyen Balıklı Rum Hastanesi'nde çalışan uzman psikiyatr Mansur Beyazyürek, 'Bir hastamın bana anlattıkları çok ilginçti. Bir elektronik aletin bütün renklerini alıyormuş. Neden yaptığını kendisi de anlamıyor. Sadece bu satın alma onu mutlu ediyor. ' diyor ve ekliyor: 'Yapılan araştırmalara göre en elverişli alışveriş saatinin 14.00 ile 16.00 saatleri arası olduğu saptanmış. Biz de danışanlarımızın bu saatler arasında alışverişe çıkmasını istemiyoruz. ' 

Bağımlılığı önlemek adına ne yapabiliriz?
 

1. Kendinizi mutsuz, gergin, çökkün, endişeli, korkulu hissettiğiniz zamanlarda alışverişi erteleyin ve alışveriş merkezlerinden uzak durun. Daha çok fiziksel aktivitelerde bulunun. Doğal ortamlarda, yeşil alanlarda veya deniz kenarında yürüyüş yapın. 

2. Alışverişe çıkmadan önce muhakkak bir ihtiyaç listesi yapın ve bu listenin dışına kesinlikle çıkmayın. 

3. Alışveriş esnasında 'çok ucuz ' şeklinde düşünerek gereksiz alma isteğinize engel olmaya çalışın. Aynı renkten iki kıyafet almayın. 

4. Olabildiğince kredi kartı kullanmayın veya kullandığınız kredi kartının limitini düşük tutun. 

5. Yalnız alışverişe çıkmayın. Yanınızda sizi engelleyebilecek, kontrol edebilecek birisi bulunsun. 

6. Unutmayın siz kıyafetlerinizle ve eşyalarınızla değerli değilsiniz. Sizi siz olduğunuz için seven arkadaşlarınızla birlikte olun. 

7. İsrafın dinimizce hoş görülmediğini sık sık hatırlatacak bilgileri, Peygamber Efendimiz'in (sas) hadislerini devamlı göreceğiniz yerlere asabilirsiniz. 

İngiltere ve Amerika'da alışveriş bağımlılığı ciddi boyutlarda
 

The Guardian'ın haberine göre, geçtiğimiz yıl İngiltere'de yapılan bir araştırmada, alışveriş bağımlılığı (Onyomani) yüzde 8 ile 16 arası yetişkin nüfusu etkiliyor. Bu oran yaklaşık 8 milyon insana tekabül ediyor. Kadın bağımlı sayısının erkek nüfusa göre daha fazla olduğu belirtilen araştırmada erkeklerin de spor aletleri, bilgisayar gereçleri ve elektronik aletlerde bağımlı olduğu belirtiliyor. 

Amerika'nın önde gelen üniversitelerinden Stanford Üniversitesi'nin 2006'da yaptığı araştırmada ise kadınların yüzde 6'sı erkeklerin yüzde 5.5'u alışveriş bağımlısı olduğu açıklandı. Amerikalı uzman Terrence Shulman internet ve kredi kartlarıyla para harcamak kolaylaştıkça insanların kendilerini kontrol etmekte sorun yaşadığını söylüyor. 

Alışveriş bağımlılığının çözümü kanaattir 

Kur'an-ı Kerim'de düşünmeden, ihtiyaç duyulmadan yapılan harcamaların israf olarak nitelendirildiğini vurgulayan Prof. Dr. Suat Yıldırım, insanları kanaatkâr olmaya davet etti.Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed'in (sas) hayatını örnek veren Yıldırım, 'Alışveriş insanda bağımlılık haline gelince, Allah korusun insan o gereksiz alışkanlığını doyurmak için gayrimeşru yollara başvurur. Bu en tehlikelisidir. ' uyarısında bulundu

Duydunuz zilin sesini tatil başladı!


Türkiye'de 17 milyon öğrenci cuma günü çalan son zille tatile girdi. Radikal, ebeveynler için uyarılar, öğrenciler içinse alternatif tatil önerilerini derledi.

Duydunuz zilin sesini tatil başladı!

17 milyon öğrencinin dört gözle beklediği zaman geldi. Cuma günü öğrenciler üç aylık yaz tatiline girdi. Uzmanlara göre karne bir son ya da bitiş değil sadece yol gösteren bir araç. Karne gündemini atlattıktan sonra sıra tatili planlamaya geliyor. ‘Çalışmaya ara verilen süre’ olmaktan çok daha öte bir anlamı olan tatilin çocuk gelişimindeki ve aile içi iletişimdeki önemi büyük. Cumhuriyet Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı Prof.Dr. Serdar Değirmencioğlu ve Yrd. Doç. Dr. Çiğdem Kotil ile karnenin, tatilin aileler ve çocuklar için anlamını, önemini konuştuk. İşte uzmanların anne ve babalara yönelik uyarı ve önerileri: 

Karne etiketleme değil 
Okulun karnedeki notlara veya büyük bir ödül için gerekli bir araca indirgenmesi, çocukların okuldan soğumalarını kolaylaştırır. Karnenin işlevi etiketleme, okulun işlevi ise büyük ödüllere ulaşmayı kolaylaştırmak değildir. 

Dinlenme ve oyun da gelişimin bir parçasıdır 
Çocukların gelişimi, okulun kapanmasıyla durmaz. Dinlenme de, oyun da gelişimin bir parçasıdır ve her çocuk, derslerindeki durumundan bağımsız olarak, dinlenebilmeli, kendine ve oyuna ayıracak zamanı olmalıdır. 

Üretici etkinlikler çocuğa faydalı 
Televizyon izleme, bilgisayar oyunları gibi uğraşlardan çocukları uzaklaştırmak, onlara aktif ve üretici olabilecekleri etkinlikleri sunmakla sağlanabilir. Tatil boyu zamanın tümüyle düzensiz kullanılması, okul düzenine dönüşü de güçleştirir. 

Anne ve babalar! Çocuğunuzu zorlamadan bir plan yapın 
Tatil planlarken çocuğun yaşı, cinsiyeti, ilgi alanları ve yetenekleri göz önünde tutulmalıdır. İlköğretim 1. kademe çağındaki çocukların, sıcak saatleri, sakin oyunlar oynayarak, kitap okuyarak veya dinlenerek geçirmeleri doğru olacaktır. Zamanlama ve sürenin çocuğu zorlamamasına mutlaka özen gösterilmelidir. 

Çocukların fikirlerini önemseyin 
Değişik yaşlardaki kız ve erkek çocukların ilgi duydukları konular, okudukları kitaplar farklı olabilmektedir. Yapılacak etkinliklere karar verirken çocukların fikir ve isteklerinin ön planda tutulması çok önemlidir. 

Aile ortamında sorumluluk verin 
Çalışan anne-babalar, tatil döneminde çocuklarının çeşitli etkinliklere katılmasını ya da yakın akrabaları ile zaman geçirmesini düşünebilirler. Çocuklar köye giderek tatillerinin bir bölümünü doğa ile iç içe geçirebilir. Sinemaya ya da tiyatroya gitme, kitap okuma, kurabiye veya yemek yapma, top oynama, pazara gitme gibi etkinlikler çocuğun anne babası ile yaşamaya gereksinimi olan keyifli zamanlardır. Bir yere gidilmese bile, tatilde ortak zaman geçirmek önemlidir. 

Paralı etkinlik değil aile desteği 
Çocuğa sağlanan etkinlik olanakları kadar, onunla birlikte geçirilecek zaman, yapılacak ortak etkinlikler de çocuk için çok yararlı olacaktır. Bu özellikle etkinliklere ulaşımın pahalı olduğu ortamlar için göz önünde tutulmalıdır. Çocuğun gelişimini pahalı etkinlikler değil, öncelikle destekleyici ve mutlu bir aile ortamı etkiler. 

Tatil için alternatif çok İsteyen uzaya gitsin! 
Kartal Belediyesi Yelken Yaz Okulu: 
18 Haziran’da başlıyor. 8-12 yaş grubundaki öğrencilere, yelken sporu öğretiliyor. www.kartal.bel.tr 

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi 
Ücretsiz yaz okulu düzenliyor. Kayıtlar 5-16 Haziran tarihleri arasında. Müzik, resim, bilgisayar, yaratıcı düşünce, seramik, satranç, masatenisi, voleybol, basketbol gibi birçok dalda kurs verilecek. 

Sakıp Sabancı Müzesi 
8-15 yaş için Yaz Atölyeleri 26 Haziran’da başlıyor. Çocuklar bir mimarla birlikte odalarını yeniden planlayacak, tasarımcı gibi lamba, yastık, duvar sticker’ı, saat tasarlayacak. Dans tiyatrosuna katılacak. 

Geleceğin Yıldızları 1000 öğrenci 
Bu yıl 20 ülkeden yaklaşık 1000 öğrenci Türkiye’de buluşacak. Spor, sanat, yabancı dil ve liderlik konularında uzman eğitmenlerden dersler alacaklar. Geleceğin Yıldızları 7-17 yaş arası çocuklar için voleybol, İngilizce, yelken eğitimi, film yönetmenliği gibi birçok seçenek bulunuyor. Kamplar 1 Temmuz’da başlayacak. www.geleceginyildizlari.com 

Mucitler Atölyesi 
4-14 yaş arası çocuklar için deney, zeka oyunları, elektrik-elektronik atölyelerinin yanı sıra bilim sergisi de bulunuyor.www.mucitleratolyesi. 

İstanbul Modern: 
2 Temmuz – 31 Ağustos tarihleri arasında 7-12 yaş grubundaki çocuklar için sanatla dolu program hazırladı. www.istanbulmodern.org.tr 

İstanbul Üniversitesi Çocuk Üniversitesi 
25 Haziran-13 Temmuz tarihleri arasında üç hafta sürecek yaz okulunda, adli tıptan moleküler genetiğe, yaratıcı yazarlıktan biyolojinin drenklerine kadar pek çok bilimsel alanda eğitim almak mümkün. 

İTÜ Bilim Merkezi 
Temel Bilimler, Elektronik, Model Uçak ve Arkeoloji temalarında tam 4 farklı Bilim Atölyesi bulunuyor. 7-11 yaş aralığını kapsıyor. www.bilimmerkezi.itu.edu.tr 

Doğayla tanışma fırsatını yakalayın 
Dünya Gençlik Kamp Hizmetleri ‘8-17 yaş grubu doğayla tanıştırıyor. www.dunyagenclikkamp.com.tr 

İzmir Uzay Kampı 
9-15 yaş grubundaki öğrencileri bilim ve teknoloji alanlarında bilgilendirip, uygulamalı eğitimlerle bireysel gelişimlerine katkı sağlamayı hedefliyor. www.uzaykampiturkiye.com 

Yaz Bilim Okulu 
18 Haziran-31 Ağustos tarihleri arasında yapılacak. Çocuklar bilim ve sanat alanında birçok uygulamalı atölye ve geziye katılma imkânı bulacak. 7 - 14 yaş arasını kapsıyor. www.bilimmerkezi.org.tr 

Koç Üniversitesi 
Çocuklara İngilizce programı sunuyor. 6-12 yaş aralığındaki çocuklara farklı atölyelerle, takım çalışmaları ve sosyal etkinliklerle kaynak kullanabilme, problem çözme, bilgi okuryazarlığı kabiliyeti kazandırılacak. www.kocelckids.ku.edu.tr 


Ödev olduğu için değil keşfetmek için okuyun 
Yaz tatili, çocukların ve gençlerin kitapla olan ‘zorunlu’ ilişkisini anlamak ve sonlandırmak için de önemli bir fırsat. Ödev olduğu için değil keşfetmek ve özgürleşmek için okuma vakti geldi de geçiyor. Yazar Görkem Yeltan’ın çocuklar ve gençler için önerileri şöyle: 

İlköğretim: Pıtırcıklar-Rene Goscinny, Asteriksler- Rene Goscinny, Küçük Prens- Antoine de Saint-Exupéry, Ağaca Tüneyen Baron- Italo Calvino, Küçük Kara Balık- Samed Behrengi. 

Lise: Kediler Güzel Uyanır-Yekta Kopan, Hayaller ve Sokaklar- Mehmet Güreli, Beş Parasızdım ve Kadın Çok Güzeldi- Derviş Şentekin, Deli Kadın Hikâyeleri- Mine Söğüt, 1473-Bedia Ceylan Guzelce.

Psikolog Şenel Karaman, ebeveynleri uyardı!..

Psikolog Şenel Karaman, ebeveynleri uyardı!..

"Bazı çocuklar için tatil demek bilgisayarın açıldığı ve tüm günün geçirildiği bir dönem anlamına geliyor" diyen Psikolog Şenel Karaman, ebeveynleri uyarıyor...


"Çocukların kesinlikle eve kapanıp, tatilini bilgisayar ya da televizyon başında geçirmesine izin vermeyin!"
* Okullar kapandı ve çocukları 3 aylık gibi uzun bir yaz tatili bekliyor... Sizce onların asıl ihtiyaç duydukları dinlenmek mi yoksa eğlenmek mi?
- Her çocuğun ihtiyacı farklıdır. Bazı çocukların gerçekten dinlenmeye ihtiyaçları vardır. Bu çocuklar aileleriyle tatil yapabilirler ya da bir akraba yanına gönderilebilirler. Arkadaş ilişkilerinde sorun yaşayan çocukların akranlarıyla olabilecekleri yerlere ihtiyaçları vardır. Akademik başarıda sorunu olan çocukların günlük aktivitelerine ders çalışma eklenmeli ve eksik oldukları konularda takviye yapılmalıdır. Önemli olan çocuğunuzun neye ihtiyacı var ve bu nasıl giderilebilir üzerinde düşünülmeli...


PLAN YAPIN

* Ve gerçekçi bir plan yapılmalı sanırım...

- Kesinlikle... İhtiyacını giderecek aktiviteler belirlenmeli ve planlanmalı. Çocuklarının tatil planının, ailelerin gerçeklerine ve bütçelerine uygun olmasına özen gösterilmeli. Planları çocuklarıyla birlikte yapmalılar. Onu bir şeylere zorlamak yerine, size göre yapılması gerekenlerle, onun yapmak istediklerini dengelemeliler. Her hangi bir şeyi çocuğa külfet haline getirmemeliler. Çocuklarının tatilin ilk günlerini daha özgür geçirmesine ve tatil moduna girmesine izin verilmeli.

* Ya çocuk her hangi bir aktivite yapmak istemiyor ve tek istediği eve kapanmaksa... O zaman ne olacak?
- Çocuklarının eve kapanmasına asla izin vermesinler. Bazı çocuklar için tatil demek bilgisayarın açıldığı ve tüm günün geçirildiği bir dönem anlamına geliyor. Çocukların kesinlikle eve kapanıp, tatilini bilgisayar ya da televizyon başında geçirmesine izin vermesinler. Bilgisayarın açılıp kapanacağı zamanı iyi planlamaları gerekiyor. Hayatında başka faaliyetlerinde olması için teşvik edilmeli ve ortam yaratılmalı. Örneğin spor okuluna gönderebilirler çocuklarını. Böylece hem spor yapar, evden dışarı çıkmış olurlar hem de bilgisayarda oyun oynayabilirler.
KURAL KOYUN

* Sizce hiçbir şey yapmamak bir seçenek mi?

- Hayır... Ülkemizde yaz tatili çok uzun sürüyor. Tüm yaz ayları çocuklar için tatil... Can sıkıntısı yaşayan, hiçbir şey yapmak istemeyen ve durmadan sıkılan çocukların hareket etmesi sağlanmalı. Ona evde görevler versinler, evin alışverişlerini yaptırabilirler. Ya da nine, dede gibi yakın akrabaların yanına gönderebilirler.

* Kurallar konulmalı mı peki?
- Evet... Yaz tatilinde yatma, beslenme zamanları esnekleşiyor. Ancak kurallar gevşese bile bu konuda çocuğun yaşına ve bulunduğu ortama göre kurallar konulmalı. Kural koyarken dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, çocuğun arkadaşlarıyla çelişecek kurallar koymaktan kaçınmak. Bütün arkadaşları sokakta oynarken onu evde tutmaya çalışmayın mesela. Öğretmenleri vermese bile tatil kitapları alınmalı ve çocuğun öğrenmesinin devamlı olması sağlanmalı.

* Yaz tatillerinde bazı aileler çocuklarının çalışmasını istiyor... Sizce bu düşünce doğru mu?
- Aslında gençlerin çalışmasını teşvik etmek gerek. Örneğin tatilin belli bir zaman dilimini, güvendikleri bir işyerinde çalışması için çocuğu teşvik edebilirler. Bu hem para kazanmasını sağlayacak hem de iş dünyasını tanıması için bir fırsat sunacaktır. Çalışma işini abartmasınlar ama... Ve çocuğun tüm yaz tatilini çalışarak geçirmesine izin vermesinler.

* Tüm tatili çocukla birlikte geçirmek gerekir mi?
- Hayır... Hatta bunu mümkünse yapmasınlar... Çünkü eşler birbirlerine de zaman ayırmalı... Tatil planlarını sadece çocuğa göre planlamasınlar. Kendilerine de zaman ayırsınlar.
Hiperaktiv çocuklara sosyal aktivite şart!

* Özel durumu olan çocuklar için tavsiyeleriniz?

- Psikolojik ya da bedensel sorunu olan çocukları varsa çocukların tanısına göre tatil planlamaları şart. Örneğin dikkat eksikliği ve hiperaktivite Bozukluğu olan çocuklar için yoğun ve eğlence odaklı aktivitelere yönelinmeli. Bu çocuklar için planlı yürüyüşler, el sanatları, gönüllü faaliyetleri çok uygun. Bedensel engelli çocukları olanlar varsa onun engel durumuna uyan yaz kamplarını araştırabilirler. Sosyal fobisi olan çocuklar yaz kamplarına, yaz okullarına gitmesi için teşvik edilmeli. Disleksi gibi sorunu olan çocuklar tatil de bile egzersiz yapmaya devam etmeli. Öğrenmeye ara vermek bu çocuklarda çok kayba neden oluyor çünkü. Boşanmış ebeveynleri olan çocuklar, her iki ebeveyni ile ayrı ayrı keyifli bir tatil geçirebilmeli. Eşlerinden boşanmış olsalar bile çocuklarından boşanmasınlar ve çocuklarına zaman ayırsınlar. İmkanları varsa birlikte seyahat edebilirler. Okul döneminde ayrı kalmış olabilirler ama tatilde çocuklarının onlarla olmasını ve tanımasını sağlamalılar.

Gençlere B12 uyarısı

Ufuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Demirtaş, gençler arasında çok sesiz bir şekilde B12 eksikliğinin arttığı söyledi.




Ufuk Üniversitesi'nde bilişsel bozuklukların tespite yönelik yapılan araştırma, gençlerdeki konsantrasyon güçlüğü, unutkanlık, halsizlik gibi şikayetlerin B12 vitamini eksikliğinden kaynaklandığını ortaya koydu. 
Ufuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selda Demirtaş, gençler arasında özellikle konsantrasyon güçlüğü, unutkanlık, bellek bozukluğu gibi bilişsel yakınmalar ve halsizlik, uyuma isteği gibi genel yakınmaların giderek arttığına işaret ederek, şunları kaydetti:
''Psikoloji ana bilim dalıyla birlikte öğrencilerimize ve akademik personele bilişsel bozuklukları değerlendirdirme testi uygulanarak, bu tür şikayetleri olan kişilerin kandaki vitamin 12 düzeylerini eş zamanlı karşılaştırdık. Yapılan değerlendirmeler sonucunda gençlerde B12 eksikliğinin çok çarpıcı düzeylerde olduğunu gördük. Gençler arasında çok sesiz bir şekilde B12 eksikliği artıyor ve bu durum gençlerin bilişsel durumlarını tehdit ediyor. B12 eksikliğine bağlı konsantrasyon güçlüğü, unutkanlık, bellek bozukluğu gibi şikayetler ortaya çıkıyor'' 

Dikkat eksikliği günlük yaşamı nasıl etkiliyor?


Trafikteki sabırsız sürücülerin, sürekli hayata geçiremediği projeler peşinde koşanların, toleranssızlığı yüzünden sürekli tartışma yaşayanların aslında dikkat eksiliği sorunu olduğunu biliyor musunuz?

Trafikte sabırsızca araba mı solluyorsunuz? Tepkisel ve toleranssız davranışlarınız nedeniyle çevrenizle sürekli polemiğe mi giriyorsunuz? Hiç düşünmeden risk alıp imzalar mı atıyorsunuz? Sürekli stres altında yaptığınız hatalara çözüm mü arıyorsunuz? Kararsızlık içinde bir o yana bir bu yana koşturuyor musunuz? Sabırsızlıkla işler yapıyor ve bu işleri sonuçlandıramıyor musunuz? Bir türlü hayata geçiremediğiniz projeler peşinde mi koşuyorsunuz? Bazen de çareyi madde bağımlılığında mı buluyorsunuz? Tüm bunların temelinde dikkat eksikliği olduğunu biliyor musunuz?
Öğrenme Terapisti Psikolog İnci Özkoray, küçük yaşlarda uzman desteği alamayan, iyileşmesi geleceğe bırakılan, dikkat eksikliği yaşayan kişilerin, ömür boyu bu uyarılarla boğuşmak zorunda kaldıklarını belirtiyor ve dikkat eksikliğinin yarattığı sorunları şöyle açıklıyor:
"Dikkat eksikliği yaşayanlar, kural tanımamak, aşırı cesaret, heyecan dengesizlikleri, ruh hali değişkenliği gibi bir sürü sorunun yanı sıra günlük işlerini planlayamama, zamanı yönetememe gibi problemlerle de çok sık karşılaşırlar. Özellikle anaokulu ve ilkokul döneminde gerekli önlemler alınmadığı takdirde bilimsel destek ve öğrenme gerçekleştirilmediğinde, hiperaktivite ve dikkat eksikliğinin yetişkinlerdeki örnekleri bu tip davranışlarla sıklıkla görülebilir.
Erken tanı ve eğitim çok önemli
Çok küçük yaşlarda dikkat eksikliği ve hiperaktivite belirtilerinin ipuçlarını yakalayarak bir uzmana danışma ve bilimsel öğrenmenin yanı sıra davranış şeması geliştirme de önemlidir. İlaç zorunluluğu olan vakalarda da muhakkak özel eğitim ve öğrenme programının oluşturulması ve gereken süreç içerisinde çalışmaların mutlaka bilimsel program dahilinde tamamlanması gerekir.
100 yıl önce de dikkat eksikliği vardı
Hiperaktivite ve dikkat eksikliğini, pek çok kişinin inandığı gibi bilgisayar oyunlarına, TV gibi multimedya ürünlerine bağlamamak gerekir. Teknolojinin etkisi ile oluşmaz, çünkü 100 yıl önce de dikkat eksikliği ve hiperaktivite vardı. Bu konuda uzmanlar soyaçekim ve genler üzerinde duruyor.
Dikkat eksikliği ve hiperaktiviteyi bir soğuk algınlığı ya da grip gibi iyileşen bir hastalık gibi görmemek gerekir. Doğru ve özenli bir teşhis konulduğunda, öğrenme stratejileri ve uygun davranış biçimleri ile kişi aynen legasteni'de (disleksi) olduğu gibi bu sorunla başa çıkmayı öğrenebilir. Stratejisini doğru kuran kişiler ise bu mücadeleyi zaferle sonuçlandırabilir.
Öğrenme heyecanını taşımak, özgüven ve azimle merdivenleri çıkmak, iç kontrolü güçlendirmek için çocuğun yakın aile çevresinden ve öğretmeninden pozitif, sabırlı, toleranslı, yapıcı bir destek görmesi çok önemlidir. Bu sabır sadece dikkat eksikliğine değil birçok öğrenme engeline de çözüm olabilir."

Bozuk kulaklık psikolojisi


Bozuk kulaklık psikolojisi

Bozuk kulaklık psikolojisi
Müzik dinlemek için kulaklık taktığımızda sesin stereo ve net gelmesini bekleriz. Öyle ki dinlediğimiz şarkıda kullanılan bütün enstrümanların sesini ayırt ederek duymak isteriz.
Amaç müziği dinlerken hissetmektir.
Ancak kulaklıklardan birisi iflas ettiğinde diğerinin değeri kalmaz. Takıp dinlemeye kalksanız müziğin tadı yoktur artık.
İşte hayat da böyle bir şey.
Çocuklarınızın derslerine yardım etmek yerine ona başka dertler üretiyorsanız anne babalığınızdan şüphe edin. Çünkü bir çocuğun en hassas ve yokuşlu dönemi olan okul çağında onu derslerinden uzaklaştırıp bağımlılık yapacak şeylere sürüklemeye hiç hakkınız yok.
Kulaklıklarda soldaki hoparlörün üzerinde L sağdaki hoparlörün üzerinde R yazar.
Çocuğunuzun okul hayatında kullandığı kulaklığın sağ kısmı sizden olsun sol kısmı okuldan.
Her iki kısımdan gelen ses birbiri ile uyumlu olursa çocuğunuz okulu daha çok sevecektir.
Ancak okuldan ve sizden gelen seste uyum sorunu olursa çocuğunuzun ders yapma şevki kırıldığı gibi okula gitme hevesi de kaçar.
Çocuğunuz yapmak istediği derslere değil kolay gördüğü derslere yönelir.
Hatta canı sıkılırsa devamsızlık bile yapabilir.
Çocuğunuzun başarıyı yakalamasını istiyorsanız kulaklığındaki ses uyumuna lütfen duyarlı olun
Asi Güvercin

Sporcunun Başarısında Yüksek Özgüven ve Düşük Kaygı Önemli


Spor Psikolojisi alanında çalışan araştırmacılar, sporcuların başarılarında ne gibi faktörlerin etkili olduğunu araştırmaya devam ediyor. Ancak bugüne kadar araştırmacılar tarafından çok fazla rağbet görmemiş olan spor alanlarından birisi rüzgar sörfü. Giderek daha da popüler hale gelen bu sporda, rüzgar sörfçülerinin yarışmalarda başarılı olmasını belirleyen etmenler konusunda çok fazla çalışma yok. Yakın zamandaki bir çalışma ise bu konuyu aydınlatıcı nitelikte.
Araştırmacılar Modrollo ve Guillen, İspanya’da yaptıkları çalışmada özellikle yüksek seviyede rekabet içeren yarışmalarda yer alan rüzgar sörfçülerinin, kaygı ve kendine güven durumlarını inceledi. Araştırma, hem yerel hem uluslararası düzeyde şampiyonalara katılan yaklaşık 80 profesyonel ve amatör rüzgar sörfçüsünün katılımı ile gerçekleşti. Sporcuların genel kaygı düzeyleri, yarışmalarla ilgili kaygıları ve kendilerine olan güven dereceleri ölçüldü.
Yaşı büyük sporcuların daha genç olanlara göre daha fazla kaygı seviyesi olduğu gözlenirken, kaygı seviyesi az olan sörfçülerin yarışmalarda daha iyi dereceler elde etmiş olduğu otaya çıktı. Bunun yanında yarışmalarda ilk 5′e giren, yani iyi derece yapan sörfçüler diğerleriyle karşılaştırıldığında kendilerine güven seviyelerinin daha yüksek olduğu görüldü. Ayrıca yarışmalarda daha iyi dereceler elde eden sporcuların, yarışma öncesinde hissettikleri kaygı seviyesinin de daha az olduğu elde edilen bir diğer sonuç.
Araştırmacılar, spor müsabakalarındaki başarıda kaygı seviyesinin düşük seviyede tutulmasının ve kişinin kendisine güven duymasının sporcular için önemini vurguluyor.

Detaylar için kaynak
Modrono C., & Guillen, F. (2011). Anxiety Characteristics of Competitive Windsurfers: Relationships with Age, Gender, and Performance Outcomes. Journal of Sport Behavior, 34, 281-294.

8 Haziran 2012 Cuma

Terapistinizi gelişigüzel seçmeyin!

Terapistinizi gelişigüzel seçmeyin!

Uzmanlar ruh sağlığı alanında eğitim görmemiş kişilere ya da merkezlere dikkat edilmesi gerektiği uyarısında bulunuyor.


Ankara Psikodrama Derneği Başkanı Prof. Dr. Bahar Gökler, ''Terapi ve grup terapisi yapan kişiler, birinci derecede psikiyatrlar ve  klinik psikologlardır'' dedi. 

Gökler, AA muhabirine yaptığı açıklamada, son zamanlarda sayıları artan yaşam koçluğu, kişisel gelişim merkezleri gibi ruh sağlığı alanında eğitim görmemiş kişilere ya da merkezlere dikkat edilmesi gerektiği uyarısında bulundu. 

Birinci derecede psikiyatrlar, klinik psikologların terapi ya da grup terapisi yapabileceğine işaret eden Prof. Dr. Bahar Gökler, ''Dolayısıyla terapide kişilerin nereye, kime başvurduğunu bilmesi lazım. Doğrudan psikiyatrlara ya da klinik psikologlara başvurmaları lazım'' dedi. 

-''Terapiyi herhangi bir meslekten gelen kişi yapamaz''- 

Prof. Dr. Gökler, ruh sağlığı alanında mutlaka ciddi eğitim almış kişilerin terapi yapabildiğini belirterek, şöyle devam etti: 

''Terapi adı üstünde sağaltım demek, iyileştirme demek. O yüzden herhangi bir uzmanlıkalanından, herhangi bir meslekten gelen kişi yapamaz. Bu konuda son dönemlerde ciddi bir yöne doğru giden kötüye kullanım söz konusu. Yaşam koçluğu gibi, kişisel gelişim merkezleri gibi psikiyatri, ruh sağlığı ya da psikoloji alanında eğitim görmemiş olan, çok farklı alanlardan gelen kişiler de üç beş günlük, bir aylık kurslarla bu işleri yapabildiklerini söyleyebiliyorlar. Bu etik değil. Dolayısıyla, hem terapist hem de grup terapisti, psikodramatist olabilmek, uzun yıllar gerektiren ciddi bir eğitimle mümkün.'' 

Gökler, grup terapisinin ise terapistliğin yanında ayrı bir eğitimi daha gerektirdiğini söyledi. 

-Grup terapisi ile bireysel terapinin farkları- 

Grup terapisinin, bir grup insanın terapist eşliğinde çatışmalarını, sorunlarını dile getirmeleri ve ortak çözüm yolları bulmaları için kullanılan yöntem olduğunu anlatan Prof. Dr. Gökler, şu bilgiyi verdi: 

'' Özellikle sosyalleşme konusunda ya da kendi sorunlarını başkalarıyla paylaşma konusunda zorlukları olan kişileri grup terapilerine davet ederiz. Hem başka kişilerle iletişim içinde o sorunları gözden geçirme, paylaşma, sosyalleşme ve kendini grup içinde görme fırsatı, başkalarında da benzer sorunların olduğunu görerek kendi çelişki ve çatışmalarınınçözümlenebilir olduğunu görme fırsatı yaratıyor. Yani özellikle iletişim sorunları olan kişilerde daha çok tercih ediyoruz.'' 

Koruyucu ruh sağlığının önemini de değinen Prof. Dr. Gökler, ''Örneğin grup psikoterapileri ya da psikodrama sadece sağaltıcı değil, koruyucu ruh sağlığı için de önemli. Yani sorun ya da hastalık ortaya çıkmadan önce insanların kendini, kendi çatışmalarını tanıması, ruhsal açıdan güç kazanması adına bu hizmetlerin kullanılması önem taşıyor'' dedi.

Gönül Göğünde Yüzlerce Güneş Görmek İçin Mesnevi Terapi

Leyla Yıldız'ın yazısı...



 “Sanır mısın ki Mesnevi sözlerini okuyasın da
                                                                                                                                       ucuza, bedavaya duyasın, anlayasın. Yahut hikmet
                                                                                                                                       sözleri ve gizli sırlar kolayca kulağına girsin!
                                                                                                                                       Duyarsın ama sana masal gibi gelir. Dış yüzünü
                                                                                                                                        duyarsın iç yüzünü değil.  ( Mevlana)      
                                                               
Modernizmin dünü bir büyü, bugünü bir büyü yıkımıdır. Aklın iflası. Acizliğin yegâne belgesidir. Modern çağın çıkmazları, insan aklının son merhalesi. Aşkın bir zekâyı dışlayıp kendi aklını tanrılaştıran bir devin cücelik serüvenidir modernizm.
GENOM ve internet modern insanın imzası. Egosunu cilaladı her bir devrim; dikenli bir taç taktı başına. Kutsallık payesiyle kanatlandırdı modern insan ütopyasını, sonra da kana buladı dünyayı. Hükmetme histerisi kanına işlemişti. Hükmetti sonunda eşyaya, tabiata, kâinata. Bu hükmedişten bir düşüş peyda oldu. Servetten zillete, zevkten sefahate, şehvetten illete, konfordan korkuya düştü modern insan. “Cemiyet”ten “ferdiyet”e koşarken ayağı takıldı, yuvarlandı boşluğa. Yalnızlık kafesinde çırpındı.
“İzm”lerden yağlı bir urgan geçmişti modern insanın boynuna. Çağdaş bir köleydi “izm”lerin kemendinde. “Varoluş”un hakikati neydi? Mana libasını giydiremedi varoluşa. Sırrına eremedi. Kimdi? Niçin vardı? Nerden gelmişti, nereye gidiyordu? Bir vazifesi var mıydı? Tesadüfen mi var olmuştu? Yoksa bu kadar mükemmel işleyen cihazatın bir yaratıcısı mı vardı? Soruların cevabı nerede saklıydı? Sorularla pençeleşmek yerine dayatılan cevaplara kulak verdi. “İzm”ler bulmuştu cevapları. “İzm”lerin masallarıyla uyudu modern insan.
“Dünya, insanın tasarımıdır. Manasızdır, acıklı bir yerdir. İnsan dünyaya fırlatılmıştır. Yabancıdır. Özgürlüğe mahkûmdur. Yaşam saçmadır. Yok, olma tehdidi altındaki insan güvenlikten yoksundur.”
“İnsan bencildir, kendi çıkarlarını düşünür. İnsan insanın kurdudur.”
“Yaşam bir savaştır. Güçlü olan haklıdır ve zayıfı yok etmelidir.”
“İnsan Tanrı’yı kendi imajından yaratmıştır. Tanrı yoktur.”
“Üstün insan, güçlü olandır. Tek ödevin güçlü olmaktır. Sadakat, fedakârlık… bunların hepsi insanı uyutmaya yarayan ninnilerdir. Ümit kötülüklerin en kötüsüdür; çünkü işkenceyi uzatır.”
“En büyük felsefe sorunu intihardır. Yine de insan, kahramanca yaşamalı, isyan etmeli, baş kaldırmalı, evrene hükmetmelidir.”
Beslendiği kaynaklar, modern insanın sonunu hazırlamıştı. Batı’nın filozoflarından Doğu’nun mistik atmosferine yöneldi modern insan; korku, kaygı ve huzursuzluğu yoga, fenkşuyi ve meditasyonla dindirmeye çabaladı. Mutluluk arayışına girdi.
Hekimlikte hikmeti gören Prof. Dr. Nevzat Tarhan,  modern insanın sorununu tanımlayıp çözüm için “Mesnevi Terapi” formülünü sundu. Hekimlik, içinde hikmeti barındırır. Hekim, yalnızca ilaçlar ve hastalıklar hakkında bilgi sahibi olan değildir. Hastalıklara neden olan insanın kalıp yargılarını, olumsuz düşüncelerini ve karakterindeki kusurlu yanlarını araştırıp bularak bunların yerine yepyeni bakış açılarını da tesis edendir.
Timaş Yayınlarından okuruna ulaşan son çalışması “Mesnevi Terapi” ile Tarhan, cinnetten cennete giden bir yolun kapısını aralamayı amaçladı. Mutlak hakikati, mutlak güzelliği ve gerçek mutluluğu arayışa yönelen modern insanın bakışını bilgece bir tavırla dış âlemden, kişinin iç âlemine çevirdi. Kılavuzu ise Doğu irfanından bir zirve: Hazreti Mevlana.
Mevlana…  Yüzlerce yıl evvelinden gelen ve yüzlerce akis uyandıran bir ses. Kâh sarıcı, kâh sarsıcı. Kalbe sızan bir tutam ışık. Okşayan, gönül çelen ve ruha dokunan tılsımlı bir el. Yüreğe dolan nefes. Tarhan’a göre Mevlana: “Ruhsal yapımızdaki şifrelere dokunan, bizde var olan duyarlılığı harekete geçiren bir rehber ”.
Avrupa’nın şiddete âşık, düşünsel gerginlikler içindeki filozoflarına mukabil dingin, durgun, sakin, telaşsız bir bilgedir Mevlana. Heybesi sevgi, müsamaha ve aşk yüklü. Sermayesi bilgi, anlayış, idrak, tecrübe, sağduyu ve sezgi… Baktığı yer, gönül.
Hazreti İsa’nın nefesi gibi diriltici. Zihinleri keşfe götürücü.             Aydınlatıcı ve yol göstericidir Mevlana. Bir hekim gibi teşhis koyucu:
“Yol afetleri içinde şehvetten beteri yoktur.”
İkna edicidir:
“Bu nefis cehennemdir; cehennem ise bir ejderhadır ki harareti denizlerle bile sönmez.” 
Yol üzerindeki kesret ateşinin ıstırabında yanmaktan alıkoyucudur:            
“Şöhret afettir, şöhretin peşinde koşmak, iyi tanınmak için uğraşmak, insanlığa yakışmaz. Şöhret ve gösteriş, deniz kıyısına düşen köpüktür.” 
Kâh müjdeleyici:
“Kabuğu kırılan sedef, üzüntü vermenin sana. İçinde inci vardır.”
“Harislerin göz testisi dolmadı, sedef kanaatkâr olduğundan inci ile doldu.”
Kâh iğneleyicidir:
“Kibir, hırs ve şehvet kokusu söz söylerken soğan gibi kokar.
İkaz edicidir:
“Ey salik, aynadaki son nakşa bak. Bir güzelin ihtiyarlığındaki, bir binanın harabe geleceğini düşün ve aynadaki yalana aldanma.
Kimi zaman yargılayıcı:
“Haktan baş çektin gittin amma bir yol bulabildin mi hiç? Yola gel, sersemce kaybolup gitme.”
Nevzat Tarhan’ın hekimlik tecrübesi, Mevlana’nın hikmetiyle senteze ulaşır “Mesnevi Terapi”de. Vahiyden yardım almayan akla dayalı felsefe karşısında tavır alan Mevlana’nın öğretileriyle çökmeye yüz tutan bir çağın iptilalarına çözüm önerileri getirilir eserde. Narı nura çeviren sırrın şifreleri verilir.
Batı filozoflara beşiklik etti; Doğu bilgelere. “Bilgelikte büyük bir irade saklıdır.” der Spinoza ve devam eder: “Bu irade, düşünürü bilgi ve donanım gibi araçlarla her şeyin, ölümün bile üstüne çıkarmalıdır.” İnzivaya çekilen Spinoza, bilgi eğiliminden başka bütün duyguları, tutkuları yadsır ve evrenin sevgiyle seyredilmesinde eriyen bir bilge insan örneğini verir Avrupa’da.
Yunanca karşılığı “philosophia” olan felsefe; bilgiyi sevmek, bilginin ve hikmetin peşinden koşmak, bilgeliği aramaktır. Bilgelik sevgisi, hikmet arayışıdır felsefe. Filozof, güçlü coşkulu, tutkulu bir isteme; ateşli bir arama ve araştırma içindedir. Bu teşhise “Filozoflar, asla tutkuya doymaz.” diyen Giardino Bruno da iştirak eder. Yorgun ve bitkindir filozof. Bilge ise seyir halindeki evreni vecd içinde tefekkür eder; dingin ve dinçtir. Huzurla doludur. Filozof sonuca odaklı, bilge sürece odaklı düşünür. Sürekli soru sorar filozof, bilge cevapları verir.
Filozof akılla varlığı anlamlandırmaya çalışır; bilge ise “salt aklı” eleştirir, sezgileri de devreye sokarak hakikate ulaşır. Yaratılışa uygun yaşama sanatının inceliklerini telkin eder. Filozof, bilgiye ulaşmayı hedefler; bilge erdeme… Filozof bilgiyi doğurtmak için düşünceyi disiplin altına alır; bilge, insanın fıtratındaki iyicil duyguları harekete geçirip kötücül duyguları dizginleme gayretindedir.
Filozof, küstah, hoyrat, bedbin, hodgâm ve mütecavizdir. Çelişkilerle doludur. Düşündüğü gibi yaşamaz. Bilge, mütevazı, edepli, hürmetkâr ve diğergamdır. Düşündüğü gibi yaşar. Özü, sözü birdir. Topluma rol modeldir.
Filozofun ulaşmak istediği hikmet, bilgede saklıdır. Batının aradığı formülü Doğu elinde tutmaktadır. Oryantalist bakış açılarıyla küçümsenen, hor görülen, ötekileştirilen Doğu’nun elindedir Batı’nın aradığı mutluluk iksiri.
Bilgelikte her şey insanın kendinde gizlidir. İlkesi “Ne ararsan kendinde ara”. Mutluluğu da mutsuzluğu da üreten insandaki iç gerçekliktir. Yani kişinin olaylara bakışı ve olaylara yüklediği manadır. Bu yüzden Mevlana, kişiyi mutsuzluğa sürükleyecek hatalı bakış açılarını kırarak olaylara farklı pencereden bakmayı öğretir. Bu irfanın penceresidir.         
Prof. Tarhan’a göre; 21.yüzyılla birlikte bilgelik çağı başladı. Bilgelik çağının habercisi de Pozitif Psikoloji çalışmalarıdır. “Mutluluk bilimi”dir Pozitif Psikoloji. Sloganı  “Doğru yaşa, mutlu ol”. Pozitif Psikolojide problem, büyüyüp hastalığa dönüşmeden çözülür. Kişinin yanlış zihinsel kodları değiştirilerek yerine doğruları yerleştirilir psikoterapilerde,. Bir nevi irfan eğitimi verilerek insana sorun çözme becerisi kazandırılır.
Hekim Tarhan’a göre; Pozitif Psikoloji ile Mevlana öğreti ve yöntemleri birbiriyle örtüşmektedir. Her ikisinde de kişinin kendi düşünce stillerine farkındalık oluşturuluyor. Buna psikoterapilerde “duygusal okuryazarlık” denir. İrfan eğitiminde insana kendini tanıma öğretilir. “Kendini tanıyan Rabbi’ni bilir, Rabbi’ni bilen de haddini bilir.” Yani kendi gücünü aşan durumlar karşısında kişi, çaresizliğe düşmez. Nerde durması gerektiğini bilir.
Prof. Tarhan’a göre Mevlana hikâyelerinin travma çözücü etkisi vardır.  Mevlana, sembolik ve alegorik hikâyelerinde ironi yapıyor ve bam teline dokunuyor insanın. Dilin hem şiirsellik hem heyecana bağlı işlevlerini kullanarak öğrenmede sağ beyni aktif hale getiriyor; bu da öğretilerin kalıcılığını sağlıyor. Mevlana, bu hikâyeleri hırs, kibir, şehvet, tamah şöhret, hile ve haset gibi tuzaklara düşmeyi önlemek için anlatır. Alıcıyı harekete geçirerek yerlerine tevazu, ümit, gayret, cömertlik, sabır, bağışlayıcılık, hoşgörü ve uzlaşmacılığı koydurur. “Kıssadan hisse” özelliği taşıyan her bir hikâye, modern insanın ihtiyaç duyduğu duygusal zekâ ve vicdani zekâyı tesis eder.
Metaforik düşünce kullanımı, modern psikolojinin uyguladığı yöntemlerden biridir. Bibliyoterapi denilen tedavi yönteminde hikâyeler üzerinden analizler yapılır ve kişiye, kendini tanıma ve kendini doğru ifade etme yeteneği kazandırılır.
“Bu kitap masal diyene masaldır. Fakat bu kitapta halini gören, Bu kitapla kendini arayan kişi de erdir! Mesnevi Nil Irmağının suyudur. Kıpti’ye kan görünür ama Musa kavmine kan değildir, sudur.” der Hazreti Mevlana.
Mesnevi, sırlı sandıkta bir cevher gibi uyuyan güzeldir. Üstüne çarşafını örtmüş, yüzünü gizlemiştir. Yüzünü ancak kendini keşfe çıkana açacaktır. Sır, ancak merak edene, ihtiyaç duyana aşikâr olur. İhsan sürmesiyle gözünü aydınlatan Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Mesnevi’deki hikâyelerin şifrelerini çözerek sırlarını açığa çıkarır. “Mesnevi Terapi” ile modern insana ayna tutup bu aynada halini seyrettirir.
Mevlana hikmeti ve Tarhan hekimliği, Nil Irmağının suyu gibi gönüllere serpilerek ferahlığa ve sürura çağırır modern insanı.
“Kimin kalbinde bir kapı açılırsa gönül göğünde yüzlerce güneş görür.” Hazreti Mevlana